Masal bu ya, çok yıllar önce, zaman bilinip saat bilinmezken cennetin ve yeryüzünün hakimi Çin Yeşim
İmparatoru doğum gününde ırmak kenarında dolaşırken geçen zamanı
ölçmek ve kaç yaşında olduğunu hatırlamak için bir yol bulmaya karar vermiş. Hayvanlara , bulutlara ve
bitkilere de söz geçirebilen bu yüce adam, haber iletmiş bütün canlı
varlıklara. Irmaktan bu tarafa onun yanına gelen hayvanların isimlerini takvime
ekliyeceğini buyurmuş.
Sırayla fare, sonra manda, kaplan, tavşan, ejderha, yılan, at, keçi, maymun, horoz, köpek,
domuz, hile ile en sona kalan kedi ile yılların isimlendirilmesi ve takvim
tamamlanmış. 12 hayvan 12 yıla
ismini vermiş. Fare iyi bir hayvan bu kültürde. Fare yılında doğanlar akıllı,
düşünceli, mantıklı ve meraklı olurlar. Bu yıl At yılı. Bu yılda doğanlar
arkadaş canlısı, neşeli, işlerinde başarılı, yetenekli olurlar. Yani
anlıyacağınız farenin bizim bildiğimiz fare ile, atın da bizim atlarla pek
benzerliği yok.
Çin eskiden olduğu kadar
yabancı değil artık. Çin makarnası ve sebzeli sigara böreği ile soframızda
beliren, soya filizi ile salatalarımıza giren Çin mutfağı, kırmızı püsküllü
süsleri, ejderhali yemek
tabakları, oyuncak bebek kadar esnek cimnastikçileri ile bize yakın.
İngiltere Kraliçe Viktorya döneminden Çin ile tanışıyor, afyon alış verişinden, Hong
Kong’un Çine geri verilmesine
kadar uzanan bir yakınlıkları var ve bu küçük adada yerleşen bir sürü uzak dogulu bu sene Ahşap At yılını Çinlilerin
en çok olduğu şehirlerde
kutlayacak. Londra’daki China Town, çoktan süslendi bile. Kırmızı Çin
anlayışında iyi bir renk. Ateşin, bereketin, iyi şansın, mutluğunun ve keyfin
rengi. Tabii ki bütün
sokaklar kırmızı fenerler, kurdaleler ve
kırmızının her tonundan uzun tüyleri olan efsanevi lal kuşun resimleri ile donandı. Her köşebaşında uzun fırça darbeleri ile çizilmiş şaha kalkmış, dolu dizgin, dörtnala koşan, yeleleri görülmez tayfunlarla
dalgalanan, eğersiz, özgür at
resimli takvimler satılıyor. Sokaklar
kızarmış susam yağı, zencefil,
yeni bahar, anoson kokusuyla yemeğe davet ediyor.
Londra’da Çin mahallesinde
durum böyle. Leicester Square
metro istasyonundan çıkıp karşıya geçince sokak levhaları bile hem
İngilizce hem Çince yazılı. Şimdilerde daha çok turistlerin resim çektirdiği, İngiltere’ye okumaya gelmiş uzak doğulu
öğrencilerin pirinç ve başka yerde bulamadıkları sebze meyve alışverişleri için
geldikleri, Çin restoranları ve süpermarketleri ile dolu bir alan burası. Caddenin iki basına
yapılmış uyduruk Çin kapılarının arasındaki alan yeni yıl kutlamaları için
hazırlandı kaç gündür. Kutlama
için özel yapılan sebzeli sigara börekleri, buharda pişmiş eski Çin parasına
benzeyen muska börekleri, yuvarlak küçük kurabiyeler restoranların
vitrinlerinde. Sigara börekleri altın külçelerini anımsatır; küçük yuvarlak, kestaneli, hurmalı, ve lotus çiçekli
pilavli kek yerken işlerin iyi
gitmesi dilenir.
Yeni yıl bu sene hafta
sonuna rast geldiği için Londra’lılar soğuk ve yağmur demeden Çin mahallesine
giderler. Kutlamalar bütün Şubat ayı boyunca sürer. Olayı bilenler birbirlerine ‘Kung Hei Fat Choy’ ( iyi yıllar) derler iki ellerini birleştirerek. Çin mahallesinde dükkanlardan gelen acı Çin müziği, soya
sosu ve kavrulmuş sarımsak kokusunun arasında boğuk, ağır davul sesi duyulur
önce, sonra çil, çil bir ses. ‘Ay ne oluyor?’ demeğe kalmadan
baştan aşağa siyahlar giymiş bir genç adam kocaman sopaya takılmış pırıl pırıl
futbol topu büyüklüğünde bir inci tanesi ile koşarak yanınızdan geçer.
Arkasından ne geleceğini bilenler kenara çekilirler. Kağıttan yapılmış gözleri
fildır fildır oynayan, kulakları dik, açık ağzından sivri dişleri gözüken bir
ejderha kafası bu davul ve zil
sesi eşliğinde yavaş yavaş dansederek yol alır. Ejderhanın bedeni parlak
kumaştan yapılmış ve üç dört genç
adam bu uzun kumaş parçasını başlarının üstünde taşıyarak yürürler,
aynı bir ejderha gibi. Yol
kenarlarında uzun çatpatlar, kalabalık, bir hay huy arasında ejderha dünyayı
temsil eden inciyi takip eder; bir başka sokak arasında aynı gürültü patırtı ile kağıttan
yapılmış içinde iki insan olan arslan
kuklaları kavga eder, Kung
fu okuluna giden çocuklar havada tekme atarak döner, kiremit kırar, alkış isterler. Başka bir köşede pırıl pırıl kızlar işlemeli uzun elbiseler
içinde zarif yelpazelerle ağır makyajlı
çekik gözleri ile diz kırıp ağır, durgun,
rüyada gibi raks ederler, sanki bu gürültünün bir parçası değillermiş
gibi.
Bakılacak çok şey, yenilecek çok şey var. Her restaurant dışarıya masa atmış, kızarmış tırnaklı tavuk ayağından yumurta turşusuna, hamsiden de küçük balık kurusundan, baloncuk çayına kadar herşeyin tadına
bakabilirsiniz. Küçük at şeklinde
anahtarlık, küçük kırmızı kağıt
fener, ejderha kuklası da alınacak şeyler arasında. Hatta
börek mörek yerken geleceğinizi öğrenmek
isterseniz, kürdandan biraz daha
uzun çubuk falına, eski delikli
Çin parası falına ( İ Ching),
baktırabilir, yüzünüzdeki benlere göre geleceğiniz bile
öğrenebilirsiniz.
No comments:
Post a Comment